Bir Düşünce
Hiç üşümedim bu kış. Niyeyse bu kış üşümemek beni hüzünlendirdi. Niye üşümedim ki diye düşündüm sıcacık evimden içeri girerken.
Anahtarı kapıdan çıkarıp çantama koyarken avuçlarımın arasında parmaklarımın sıcaklığını hissettim. Daha bir hayret ettim kendime.
Sıcacıktı ellerim. Niye sıcaklar diye düşünmek çok yabancı geldi bana. Ellerimin, niye bu kadar sıcak olduğunu düşünmeyi çok garipsesem de ,düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Her gün doğan güneşe bakıp da bu güneş nasıl doğuyor demek kadar garip dedim ama; bir taraftan da kendimi sorguladım.
Bu kış hiç üşümemek ne güzel, ama bu kadar geç fark etmek ne kadar kötü. Bir suçluluk yayıldı içime. Üşümemenin sevinci ve farketmemenin utancı.
Mantomla girdim huzur bulduğum evime ve mantomla oturdum biricik evimin başköşesine. Minnetle duvarlara baktım. Mantoma daha bir sıkı sarıldım ve yumuşacık , tertemiz sımsıcak kanepemi sıcacık ellerimle okşadım. Senelerdir yanımda olan biricik kanepeme içten bir teşekkür ettim. Senelerdir yanımda diye. Evimi süzdüm minnetle. Senelerdir içinde güvenle oturduğum sığınağım, huzur dolu yuvam. Düne kadar beni koruyan ve yarın da güvenle beni saracağına inandığım biricik yuvam.
Sevinci hissetmek niye bu kadar ağır geliyor bu gece bana. Niye bu içimdeki suçluluk duygusu. Nedir bu farkındalık. Neyim var benim ne oldu da bu gece….
Daha bir sarıldım sıcacık mantoma. Ellerime baktım. Sıcacık ve sağlam ellerime. Bana aitler.Ama neden böylesine ağır geliyor bu gece bana, üşümeyen sıcacık ellerim. Yavaşça uzattım elimi televizyonumun kumandasına. Ne çok eşyam var, her ihtiyacım karşılanmış, her isteğim olmuş. Hepsi de bana ait. Ama neden kendimi bir hırsız huzursuzluğuyla yargılıyorum bu gece.
Sağlam ve düzgün ellerimle kumandaya bastım. Karşımda bir adam. Gözlerinde bir korku….. Bir huzursuzluk olan bir adam. Uzanmış yere boylu boyunca. Bir parmağı havaya kalkmış.
Hiç yere uzanmadım onun gibi. Ayağımın altında tertemiz ve senelerdir benim olan ve senelerce de yanımda olacak sıcacık halım. Hiç yere yatmadım. Hiç yere, soğuğa basmadı ayaklarım. Karşımda gözleri korkuyla büyümüş, dudakları kelime –i şehadete açılmış bir adam. Bakışlarında yokluk, bakışlarında sonsuzluk.
Bana mı bakıyor bu gözlerle. Ölümü hatırlatan bu gözler bana mı bakıyor. Beni mi suçluyor. Daha bir sarılıyorum sıcacık mantoma. Gözlerimi indiriyorum yere, suçüstü yakalanmışlığın utancıyla daha bir sarılıyorum.
Az evvel hayatta olan, ama şimdi betona düşmüş başıyla yerde yatan adama bakıyorum, ürkek ve korkan gözlerle.Dondurmuşlar ekranı ve o gözler hala üzerimde sanki.
Sıcacık evimde suçluluk sarıyor beni. Her şeyim var, her ihtiyacım karşılanmış, güvenli ve huzurlu evimde güven ve huzurla yaşamaktayım. Ama güven ve huzuru kaybetmiş en sonunda canını da sahibine, bundan sonra güven ve huzur karşılığı teslim etmiş o adama bakıyorum.
Sahip olduklarımın farkındalığıyla sahip olamayanların varlığını fark ediyorum. Sahip oldukları şeylerin üzerine yaşamlarını da koyarak kaybetmiş insanları düşünüyorum. Mantoma daha bir sıkı sarılırken, onlar için üzülmekten başka bir şey yapamamanın suçluluğuyla ağlıyorum…. Ağlıyorum.
Süheyla KAPUCUOĞLU
Filed under: Edebiyat, İçimizden Geldiği Gibi | 4 Comments
Tags: deneme, kış, Sühelya Kapucuoğlu
Harika olmuş ablacağım,kalemine sağlık.Gazze Katliamındaki polisin şehadet anına çok hoş dokunmuşsun.yazılarını bekliyoruz.
Ellerine sağlık süheylacım,
Beğendiğim bir şairin Bağdat için yazdığı şiir geliyor aklıma
Çaresizim bizarım, halime intizarım,
Ben yaşarken ölmüşüm Bağdat’tadır mezarım
Süheyla Hanım ne kadar duygulu yazmışsın öyle, kendimizi sorgulamayı çok güzel işlemişsin. Tebrik ediyorum.
Süheyla Hanım, tebrik ediyorum. İçten, samimi bir yazı olmuş. Okurken aynı duyguları yaşattınız….